Akhepedia Forum

2 Mart 2012 Cuma

Bahattin Karakoç (Hayatı, Sanatı ve Edebi Kişiliği)

Hazırlayan: Akhenaton

Hayatı

«Hamdolsun Yüce Rabb'ına ki Bahaettin Karakoç'u Türkiye'de yaratmıştır.Hamdolsun ki Müslüman'dır, son peygamberin ümmetlerindendir. Bezm-i elest akdine sâdık, Kaalübela'dan beri açlığı, susuzluğu hiç geçmeyen bir âşıktır.Yangını yüreğinden, dumanı başından, zikri yüreğinden hiç eksik olmaz. İşte bir ömrün özeti bu. Fazlası bir teferruattır.» (Bahaettin Karakoç)
Soyca şair bir ailenin ilk erkek çocuğu olan Bahattin (Bahaettin) Karakoç, 5 Mart [1] 1930'da Kahraman Maraş'ın Elbistan ilçesinde doğdu.[2] Abdurrahim Karakoç'un ağabeyidir.[3] Baba ve anne tarafları oldukça varlıklı ve hoca takımından olduğu için gözlerini dünyaya açtığında oyuncaklarla değil kitaplarla karşılaştı.[1] İlk öğrenimini memleketinde, [2] sonradan Ekinözü adıyla ilçe olan Celâ köyünde yaptı. 3.sınıfa giderken bir haftada eski yazıyı öğrendi ve bir ayda da Kuran-ı Kerim'i ezberledi. Ölünceye kadar yakasını bırakmayacak olan şiirin rüzgârına da aynı zaman diliminde yakalandı.[1]
Adana Düziçi Köy Enstitüsü'nde okudu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nün [2] sağlık bölümünden [3] mezun oldu.[2] Askerliğini yedek subay olarak İstanbul'da 3.Bağımsız Korugan Taburu'nda yaptı. İlk şiiri 1942 yılında “Yurt Gazetesi”nde yayınlandı ve böylece 63 yıllık sanat macerası başladı. 1960'lara kadar yazıp çeşitli dergilerde yayınlattığı şiirlerinin hiç birini kitaplarına almadı. Esas sanat dönemi, 1973'te yayınlanan Seyran kitabıyla başladı ve üslûbu netleşti. 1962'de Akşam Gazetesiyle Türk Kadınlar Birliği'nin ortaklaşa düzenledikleri Türkiye çapındaki bir edebiyat yarışmasında hikâye dalında “İSA ile İSHAK” adlı hikâyesiyle ikincilik ödülü aldı. [1]
Kahraman Maraş'taki sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak çalıştı.[2] 32 yıl 8 ay sağlık memuru olarak çalıştıktan sonra kendi isteğiyle [1] Kahramanmaraş Verem Savaş Dispanseri'nde memur iken [3] 1982'de emekli oldu. Çeşitli gazete ve dergilerde yazdı.[2] 1986'da, Dolunay Sanat ve Edebiyat Dergisi'ni çıkardı ve dergi, 37 sayı basıldı. ülkenin dört bir yanında kendisini ispatlamış şairlerin katılımıyla 16 yıldır aralıksız gerçekleştirilen ve [1] her yıl düzenlenen Dolunay Şiir Şölenleri'ni başlattı. Kurmuş olduğu Dolunay Yayınları ile de yazarlık ve şairlik damarı olan gençleri edebiyat dünyasına kazandırmayı amaçladı.[2]
1998'de iki aylık “Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi SEVİYE” (Mart-Nisan 1998) 6.sayısını “Yaşayan Türk Şiirinin Dede Korkut'u Bahaettin Karakoç”üst başlığı ile; 2003'de “Mefkûre” Dergisi 11.sayısını “Türk Şiirinin Yaşayan Aksakalı” üst başlığı ile Bahaettin Karakoç özel sayıları olarak çıkardı. Aylık fikir ve sanat dergisi Türk Edebiyatı ise Temmuz 2003 tarihli 357.sayısında kapağına şairin fotoğrafını koyarak "Şiirimizin Yüz Akı Bahaettin Karakoç" spotuyla açtığı dosyada ona geniş sayfalar ayırmıştır. 2003'de Türkiye Yazarlar Birliği 25.yıl faaliyetleri yaşayan yazarlara saygı kapsamında ”Şehrin Kapılarındaki Şair Bahaettin Karakoç ve Türk Şiirinin Çeyrek Asrı” adıyla 2 gün süren (17 Mayıs 2003-18 Mayıs 2003) bir program gerçekleştirdi. Çeşitli üniversitelerde şair ve sanatıyla ilgili çok sayıda bitirme ve yüksek lisans tezleri yapıldı. Onlarca şiiri yabancı dillere de çevrilmiştir. [1]
Şiir kitapları arasında; Mevsimler ve Ötesi, Seyran, Sevgi Turnaları, Ay Şafağı Çok Çiçek, Kar Sesi, Zaman Beyaz Bir Türküdür İlk Yazda, Bir Çift Beyaz Kartal, Menzil, Uzaklara Türkü ve Leyl-ü Nehar Aşk sayılabilir.[2]
Bahattin Karakoç, 4'ü kız, 5'i erkek olmak üzere 9 çocuk babasıdır.

Aldığı Ödüller

  1. 1983 yılında KASD (Kayseri Sanatçılar Derneği) tarafından yılın şairi seçildi.
  2. 1986 yılında “Bir Çift Beyaz Kartal” adlı kitabıyla şiir dalında Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü aldı.
  3. 1989 yılında Kültür Bakanlığı'nın tercihi ile Türkiye'yi temsilen STRUGUA ULUSLAR ARASI ŞİİR AKŞAMLARI FESTİVALİ'NE katıldı ve burada bir de tebliği sundu. 1991 yılında "Beyaz Dilekçe" adlı şiiriyle Türkiye Diyanet vakfı Münacaat Yarışması'nda birinci oldu.
  4. 1993'de Türkçenin Uluslararası 2.Şiir Şöleni” için gittiği Kazakistan Başkalası Almaatı'da “Büyük Abay Ödülü”yle ödüllendirildi.Ayrıca “Uzunağaç Kolhozu”nda kendisine at hediye edildi ve Çapan giydirildi.
  5. 1997'de Malatya Büyükşehir Belediyesinin açmış olduğu Malatya konulu şiir yarışmasında birincilik ödülü aldı.
  6. 2004'de sponsorluğunu başından beri Tarsus Belediyesinin yaptığı “Karacaoğlan Şelâle Şiir Akşamları” etkinlikleri içerisinde her yıl bir şaire verilen “Karacaoğlan Onur Ödülü”nü aldı.[1]

Sanatı ve Edebi Kişiliği

Her şeyin maddeleştiği, şahıs, millet hatta devlet menfaatlerinin ön plâna çıktığı, ahlâki ve kültürel sınırların ise sürekli zorlandığı küçülen bir dünyada yaşıyoruz. Medenilik adına, bilimin ve teknolojinin ortaya koyduğu maddî temellerin üzerine tesis edilmiş sosyal refah, insan oğluna maalesef huzur ve mutluluk vermiyor. Bu itibarla, her geçen gün kendi kimliğinden uzaklaşan, öz yurdunda özüne, tarihine, diline dinine, töresine ve an'anesine yabancılaşan nesillerin varlığı, memleketin gerçek aydınlarını sürekli bu konu üzerinde düşünmeye, meselenin kaynağına inmeye ve çözüm yollarının neler olabileceğini araştırmaya ve tetkik etmeye yöneltmektedir. Bahaettin Karakoç da aynı hassasiyeti duyan aydınlarımızdan birisidir.[4][5]
Bahattin Karakoç'un ilk şiiri, 1942 yılında Yurt dergisinde yayımlandı. İlk denemeleri ise daha erken, 8 yaşlarında filizlendi. Ustası, babasıdır. O tarihten bu yana sürekli kendini yenileyerek yazdı. Kim sorsa, “Mola yok, yola devam!...” diyen Karakoç'un hep başa soyunması, hep uzak ufukları kollaması kendine olan güveninden ve yoğun birikiminden kaynaklanmaktadır.[6]
Önce âşık tarzında şiirler yazdı.Sonra serbest nazma yönelip hacimce küçük tasavvufi şiirler yazmıştır. Şiirlerini Köy, Kızılelma, Çağrı, Fedâl, Hareket, Türk Edebiyatı, Hisar ve Töre gibi dergilerde yayımladı. Hikaye denemeleri de vardır. Bâzı şiirlerini Aşık Rahmânî mahlası ile yazdı.[3]
Şiir, hikâye ve yazıları Hisar, Varlık Yıllığı, Türk Edebiyatı, Dolunay, Doğuş Edebiyat, Milli Kültür, Kültür ve Sanat gibi yüzlerce sanat edebiyat dergilerinde yayınlandı. Önceleri halk şiirine daha yakın olan şiir anlayışını son dönemlerinde modern tarzla birleştirip kendine özgü yeni bir çizgi ortaya koymayı başardı.
Birebir yaşadıklarını yazan yazarken de yeniden yaşayan Karakoç, gölgesi, çiçeği, meyvesi ve kendine özgü bir aroması olan şairlerdendir. Şiirde biçimi bir enstrümana benzetir, bunu da sesin belirleyeceğine özellikle vurgu yapar. "Yarar yönünden ister meyve versin, ister gölge, ister yaş olsun ister kuru, ister bir tenhada dikili dursun ister bir eşya olarak evimizin bir yerinde otursun, ağaç hep aynı ağaçtır, muhakkak bir yerde ihtiyacımızı karşılar. Sağlam bir etik, ilkeli bir estetik ve helâl ölçekli bir yarar sarmalında şiir de tıpkı bir ağaç gibidir; sanatı besleyen bu üç ana arterdir." diyen Karakoç, bir yerde şiiri tanımlarken de “kalbin bir zikir aracı olan şiir, trajik bir iç yangını, aşkın sıcak kanatları altında doğan bir kutsanmış sözler armonisi ve dört kelimeyle özetleyecek olursak evrensel bir dua biçimidir.” der ve bu tanımlamanın sınırlarını daha da genişleterek ”Mutlak Gerçeğe, Mutlak Güzele Yönelmenin dillenişi ve Kalbin Dirilişidir” hükmüyle noktalar.
Bahaettin Karakoç'un sanatı hakkında Prof. Dr. Sadık Kemal Tural; "Bahattin Karakoç, kırk yıllık şiir maceramızın dünyasında kendi şiir tekkesinin şeyhi olanlardan. Üslubu, hassasiyeti ve form kullanmasıyla adeta bir şiir şeyhi..." derken, Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun; "Karakoç, şiir altın arayıcısıdır.  Fakat yalnız altın arayıcısı değil; o, bir dil kuyumcusudur da. Ay'ı, güneşi dağı, düzü, geceyi, gündüzü bir mücevher halinde bize sunar ve müthiş bir söz virtüözüdür. Kelimeyle, şiirle bizi büyüler ve kendini de bizi de uçsuz bucaksız hayal alemlerinde uçurur." demektedir. [1]

Eserleri

  1. Mevsimler ve Ötesi (1962)
  2. Seyran (1973)
  3. Sevgi Turnaları (1975)
  4. Ay Şafağı Çok Çiçek (1983)
  5. Kar Sesi (1983)
  6. Zaman Bir Beyaz Türküdür (1984)
  7. İlkyazda (1984)
  8. Bir Çift Beyaz Kartal (1986)
  9. Menzil (1991)
  10. Uzaklara Türkü (1991)
  11. Güneşe Uçmak İstiyorum (1993)
  12. Şiir Burcunda Çocuk (Antoloji- H. ÖZBAY ve M. TATÇI ile beraber–1993)
  13. Beyaz Dilekçe (1995)
  14. Güneşten Öte (1995)
  15. Dolunay Şiir Güldestesi (1996)
  16. Leyl ü Nehar Aşk (1997)
  17. Aşk Mektupları (1999)
  18. Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
  19. Ay Işığında Serenatlar (2001)
  20. Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri (2004)
  21. Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri (2004) [1]
  22. Ben Senin Yusuf'un Olmuşum (2006)
  23. Barış Çağrısı-Dünya Barışına Çağrı Grubu-Meneviş Yayınları (2009)

Bahattin Karakoç İle İlgili Tez, Araştırma ve Yayınlar

  1. Doç. Dr. Mehmet Narlı, "1950 Sonrası Türk Şiirinde Bahattin Karakoç", Kahraman Maraş Sütçü İmam Üniversitesi, 1996 (yüksek lisans tezi)
  2. Aytaç Dinç Yıldırım, "Bahaettin Karakoç'un Şiirlerinde Sıradışı Bağdaştırmalar", Gazi Üniversitesi 2005 (yüksek lisans tezi)

Şiirlerinden Örnekler

Ağır Geliyor

Yaralı kuşumun kanadı
Dallara ağır geliyor.
Yere bassa ayağını
Yollara ağır geliyor.

Uzaktan gider bulutlar,
Çiçekken kurur umutlar,
Suna beklemek her bahar
Göllere ağır geliyor.

Nâçar, vurgun gönlüm nâçar,
Kurt kovalar, ceylan kaçar,
Ufuklar bir konar göçer
Çöllere ağır geliyor.

Yolcu yeler yeler yetmez,
Derdi olmayan kuş ötmez,
Hayattan şikâyet bitmez
Kullara ağır geliyor.

Vakti tırnakla kaşımak,
Kızıl alevde üşümek,
Yorgunlukları taşımak
Sallara ağır geliyor.

Sevda bana vurdu geçti,
Kıran geldi, kırdı geçti,
Desem ki ısırdı geçti
Yıllara ağır geliyor…[7][8]

Beyaz Dilekçe'den...

Rahman Ve Rahim Olan Adına Sığınarak,
Açtım İki Elimi, Kor Gibi İki Yaprak.

Bir Edep Ölçeğinde Umutlu Ve Utangaç,
İşte Dünya Önünde, Benim Ruhum Sana Aç.

Bu Seyriyen Ellerle, Senden Seni İsterim,
Senden Seni İsterken, Canımdan Çıkar Tenim.

Sana Âşık Ruhumdur, Merceği Yakan Işık
Gözlerim, Cemalini Görmeden De Kamaşık

Bir Mirasyediyim Ben, İflasın Eşiğinde,
Hep Sabırla Çürüyor, İhlas Bileşiğinde.

Kimin Kimlik Ararken, Hem Güler Hem Ağlarım
Yükseklerden Dökülen, Sular Gibi Çağlarım.

Çok Tuzlu Bir Denizim, Her Anım Med ve cezir,
Sana Âşık Olalı, Yüreğim Kutla Esrir.

Döşeğim Kara Toprak, Yorganım Kara Bulut,
Ben Seninle Doluyken, Vurgun Yapamaz Umut.

Her İnsan Günah İşler, Sen'den Saklanır Mı Sır?
Tövbe Dilekçesiyle Sırttan Kalkar Bu Nasır.

Kainatı Yarattın, Donattın, Rızk Verdin,
Kimine Sonsuz Körlük, Kimine Işık Verdin.

”Yanlış Adım Atmayın! ”, Diye İndi Her Kitap,
Sana Açılan Eli, Geri Çevirmezsin Rab.

Ulu Birsin, Sineden Peygamberler Gönderdin,
Gök Yüzüne Yıldızlar, Yere Çiçekler Serdin.

Senden Önce Bir Sen Yok, Kâinatta İlk Sen'sin!
Bu Kâinat Bir Meta, Hepsine Malik Sen'sin!

Rabb'im Seni Tanıyan, Bilir Doluyu – Boşu.
Kapına Geldi İşte, Yorgun Bir Aşk Sarhoşu.

Garibim, muzdaribim Ama Umutsuz Değil,
Seninle Dost Olanlar, Cihanda Mutsuz Değil,

Kulunun Kurbanıyım, Rabb'im Senin Mülkünde,
Garip Kulun, lütfeyle Gülümse Dilekçeme.

Senin İçin Verince, Verenin Feyzi Artar,
Gönülden Bir Sadaka, Dağca Bir Ömrü Tartar.

Kainatta Ne Varsa, Hepsinin Zikrinde Sen!
Hamd Ve Şükür Sanadır, Her Şey Sen'inle Esen!

Sen Ki Sana Geleni, Çevirmezsin Eli Boş,
Âşık Boşa Dememiş: Lütfûn da Kahrın da Hoş!

Bir Beyaz Dilekçedir, Sana Her Yalvarışım,
İmanımla Amelim, Hem Perdem, Hem Nakışım.

Çalı Bile, Kendine Sığınan Kuşu İtmez,
Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin Bitmez!

Geldim İşte Kapına, Kul Senden Irak Olmaz
Sana Adanmamışsa, Yürekte Yürek Olmaz!

Her Müslüman Bir Kartal, Vurulur Da Pes etmez,
Oruçtan Tad Alanlar, Kemik Peşinde Gitmez.

Bezm-İ Elest'te Sana, Secde Eden Ruh İçin;
Verdiğin Söze Sadık, Doğru Giden Ruh İçin:

Hiç Kimseyi Vatansız, Milletini Devletsiz,
Gönülleri Sevdasız, Şehirleri Mabetsiz;

Bayrakları Rüzgârsız, Ocakları Ateşsiz
Bırakma Ulu Rabbim, Asi Kul Değiliz Biz.

Benden Önce Esirge, Muhammet Ümmetini,
Esen Gitsin Her Kervan, En Sona Ula Beni!

Kâinat Bir Mozaik, Her Şeye Sahip Allah!
Ey Gizli Ve Aşikâr, Her Derde Tabip Allah! ...[9]

Demezler Mi?

Varıp dayandın bir han kapısına vurdun tak tak
Sana,”necisin, nereden gelirsin? ” demezler mi?

Dilin dişlerine geçer, hâlin olmazları imâ eder
“Neden böyle ikide bir irkilirsin? ” demezler mi?

Durum vaziyet kuşkulu, cevap gibi cevabın yok
Bir tanık/bir tanış göster, düzelirsin” demezler mi?

Akil ol, deli ol, ortaya çıkmaz mı sonunda gerçek
Olmaz şeyler konuşunca “nereden bilirsin? ” demezler mi?

Hayat yolunda kavisler, kasisler hiç eksik olmaz
Göller içen göl olsan da eksilirsin, demezler mi?

Ham meyveyi yetkin kılan sabrın altın saçlı güneşi,
Yanık buğdayda öz olmaz, yüksünürsün, demezler mi?

Erken öten horoz bilir, bir de kırık testideki su;
Vakit gelir karpuz gibi kesilirsin, demezler mi?

Hangi yıldırımın evi, rüzgârın mülkü olmuş ki,
Gururlanma zeytin gibi ezilirsin, demezler mi?

Defter-i kebir olsan da güvenme kaleme, mürekkebe
İster mor olsun ister kara, çizilirsin, demezler mi?
14 Kasım 2005, Akmescit / Kırım [10]

Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.[11]

Anladım

(Aranağme)

Aşkın hem ateş hem yağmur olduğunu
Kemiklerime kadar ıslanınca anladım…

Adildir Padişahım, yan tutmaz, emek yemez
İnanıp erkine yaslanınca anladım…

Sınırları karıştırdım deliliğin met cağında
Gerçeği, som gerçeği uslanınca anladım…

Fiziğini aşan yanık sesin yeni ufuklara
Nasıl pençe vurduğunu, seslenince anladım…

Aşkın fotoğrafı gözlerimde fer / kanat
Yürek sürekli zikir ile beslenince anladım…

Yaş dorukta, gönül hâlâ çıktığı yolun başında
Başım dağlar gibi sislenince anladım….[12][13]

Aşk Mektubu XXIV

'Az bekle' demeye utanırım
'Biraz daha…' sözü beni öldürür
'Hele kalsın…' demek ipe un sermek
Olacak anında olsun derim
Yüzümü yapacağım iş değil
Yaptığım iş güldürür.

'Şu olursa..' diye bir şartım olmaz
Görücü beklemek temelden sakat
Aşktan başka elimde kartım olmaz
Her 'acaba? ' girişime barikat
Yalanlar, yanlışlar harmanlandıkça
Felç olur hakikat.

'Şunu da isterim..' bir dayatmadır
Ve süresiz bir erteleme
Boşlukta kalan zamanı, zamandan saymam
'Çam sakızı çoban armağanı'
Süte incir sütü damıtırsın, olur teleme
Aşkla taçlanmayan imanı
İmandan saymam.

'Kim demiş, ne demiş, niçin demiş
Nerede, ne zaman ve nasıl? '
Sen cevap beklerken kervan göçüp gider
Kaybeden sen olursun her fasıl
Askıya aldığın süreç
Geriye doğru sayan bir süre olur
Ve çağın geçip gider.

Ey çağı hiç geçmeyen sevgili,
Her mola biraz daha geciktirir vuslatı
Benim acelem var, imtihandayım
Sevdalıyım, tez canlıyım
Ayaklarımın altından yer kayıyor
Başımın üstünden gök-çatı.

Yeryüzü, gökyüzü hareket eder
Sular, bulutlar ve yıldızlar
Rüzgârın kendisi harekettir
Yatarım-kalkarım bir yanım sızlar
Kuş yanım uçar gider
Bende kalanın hepsi sensin
Her sevgi bir berekettir…[14][15]

Sensiz Her Mekan Gurbettir

Yorgun toprak, yüzüstü kapaklanmış
Yâd eder sonsuzluğa akan nal seslerini.
Ağarırken sular nakış nakış
Hoyrat bir el yoluverir çiçekli düşlerini
Ki bu vahşettir.

Ses gibi, şimşek gibi bir şey balkır
Yırtılan ince bir zarın pembe renginden
Yol, üçe ayrılır: sabır-gül-ıtır
Bir suna ördek uçar gider enginden enginden
Ki bu bir dâvettir.

Ruhumun bazı bazı bedenimi terk ettiğini
Ay, vadiyi uzaktan kollarken anlarım.
Sevginin hayatı yücelttiğine
Ve ölümü güzelleştirdiğine parmak basarım
Ki bu bir devlettir.

Neden kaçırıyorsun gözlerini,
Ellerini saklayarak budamak neden?
Irmağa kadar sürdüm taze kan izlerini
Saklanmakla eleveriyorsun kendini sen
Ki bu bir şehvettir.

Yorgun toprağımı yeniden ayağa kaldır
Gel artık, kaderim seninle dinlensin.
Şimdi uzaklarda kaldı çok bıldır
Şimdi dünyayı yeniden kuracak sensin
Ki bu bir ibadettir.

Ne diken incitir beni, ne gül şımartır
Vuslat bir anlık, hasret bitimsiz
Ey benim önümde soyunan beyaz sır
Ben, bir çiçek adasıyım; sevgim, bir deniz.
Ki bu bir rahmettir

Yuvasına çöp taşıyan bir kuş say beni
Işıklar vurur da iki kanadım iki harman
Mut sayarım senin irdelemeni
Taşırım gönlümde dağ-ova-orman
Ki bu bir adalettir.

Severken yeniyim, beklerken dipdiri
Her umut, içimde bir selvâ kuşudur
Bağlılık, öz töremdir, Hakk'ı tanıdığımdan beri,
Vakit kuşandığım renkli bir poşudur
Sensiz her mekân gurbettir.[16]

Ölüme Bakan Açılar

Bir rinde sordum ki ölümün aslı nedir
Dedi ki sevmemektir, içmemektir
Ne zaman ki elimdeki kadeh düşüp kırılır
Bil ki vakit gurup, yaklaşan ölüm demektir

Yorgun bir işçiye sordum aynı soruyu
Yüzüme tuhaf tuhaf bakıp durdu
Sanki dili bağlanmış da yüz mimikleriyle
Benim için ölüm, işsizlik diyordu

Bir askere sordum aynı soruyu
Dedi ki çirkini, korkulara yenilmektir
Ölümün güzeliyse cihad yaparken şehit olmak
Ne götüreceğini yaşarken bilmektir

Hiç ağlamamış bir hakime sordum bu soruyu
Titredi deri değiştiren bir yılan gibi
Belli ki ölümü hiç aklına getirmemiş;
Herhalde iktidardan düşmek dedi.

Az gözlü bir bezirgâna sordum bu soruyu
Bir servetine baktı, bir de dağlara
Ne fırtınalar atlatmıştı bugüne dek
Ölüm, bir iflastı kapkara

Şanlı bir güzele sordum aynı soruyu
Işıklı kanatları aniden buruşuverdi
İlk kez sıkışıyordu zaman aralığında
Ölüm, yaşlanmak dedi ve ıslandı kirpikleri

Umutsuz bir hastaya sordum aynı soruyu
Doktoruna baktı, baktı ve daldı
Doktorsa bir kalbin durmasıdır ölüm dedi
Ve ıslıkla ağır bir melodi çaldı

Bir katı inkârcıya sordum aynı soruyu
Dedi ki ruhlardan maddenin intikam almasıdır
Her şey, doğumla başlar, ölümle biter
İnancım, Darvin'le muasır

Bir inanmışa sordum bu soruyu
Dedi ki, ölüm bir geçittir gerçek sılaya
Yeter ki azığın has, binitin yürük olsun
Tevhid bayrağıyla yürü ukbâya

Bir ressama sordum aynı soruyu
Danseden parmakları kasılıp kaldı
Dedi ki, anatomiden ötesini göremiyorum
Belki de ölüm, bir çılgın tablonun adı

Yüreği sit bir çobana sordum aynı soruyu
Dedi ki, ben şu sürüyü güden çobanım
Sürü de, bu can da emanet bana
Ver derse veririm Sultanım

Bir âşıka sordum aynı soruyu
Dumansız yanıp işleyen bir aşk erine
Dedi ki ölüm, bir vuslat uykusudur
Perdeyi aralayan gözlerine

Ve kendime sordum bu soruyu
Bedenim bir koza, ruhum bir beyaz kelebektir
Bildim ki dünyada sevdiklerini dünyada bırakıp
Ölüm, soyunarak Hakk'a yürümektir [17]

Beyaz Bulutlar Altında

Açmayın yüzünü ölünün
O üstünde yatıyor şimdi
Vakitsiz solmuş gülünün

Ağlatmayın kızını ölünün
Melekler kalıbını alıyor şimdi
Kanatları yolunmuş dilinin

Silmeyin izini ölünün
Melekler kalıbını alıyor şimdi
Üstüne serilecek halının

Çalmayın sazını ölünün
O bütün notaları unuttu şimdi
Tılsımı bozuldu elinin

İri kanatlı kuşlar götürdü yazını ölünün
O sonsuza bakan bir başak gibi
Kilidi sökülmüş yolunun [18]

Kaynaklar

[1] www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp?sair=4681&goster=hayat
[2] Dr. Hasan Ali Kasır, "Gurbet Şiirleri", Denge Yayınları, s.165.
[3] www.gramerimiz.com/bahattin-karakoc.htm
[4] Dr. Rıfat Araz, "Şiir İncelemesi", Alp Yayınları, ANKARA 2005, s.193-215; Bizim Külliye Üç Aylık Kültür ve Sanat Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık 2000, Yıl:2, Sayı:7, s.57-63.
[5] turkoloji.cu.edu.tr/YENI TURK EDEBIYATI/rifat_araz_bahaettin_karakoc.pdf
[6] www.marasliyiz.biz/site/kahramanmaras/kahramanmaras-li-onemli-kisiler/bahaettin-karakoc-yazar.html
[7] Bahaeddin Karakoç, "Leyl ü Nehar Aşk", TDV. Yayınları, Ankara 1977.
[8] www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=4681&siir=324554
[9] bahaettinkarakoc.blogcu.com/beyaz-dilekce-den/1369687
[10] bahaettinkarakoc.blogcu.com/
[11] www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=4681&siir=41638
[12] Bahaeddin Karakoç, "Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri", Dolunay Yayınları, Ankara 2004.
[13] www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=4681&siir=296501
[14] Bahaeddin Karakoç, "Aşk Mektupları", Dolunay Yayınları, Ankara 1999.
[15] www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=4681&siir=369197
[16] Dr. Hasan Ali Kasır, "Gurbet Şiirleri", Denge Yayınları, s.101-202.
[17] Dr. Hasan Ali Kasır, "Ölüm Şiirleri", Temmuz 1998 İstanbul, Denge Yayınları, s.174-175.
[18] Dr. Hasan Ali Kasır, "Ölüm Şiirleri", Temmuz 1998 İstanbul, Denge Yayınları, s.176.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

>